#fellow’dan Mesaj Var : “Almanya’da ‘Düşün’düm!”

1
143

Design Thinking geçmişi 1960’lara dayansa da 2005 yılında Stanford University tarafından ders olarak verilmeye başlanması ile birlikte yeniden konuşulan bir konu haline geldi. Analitik düşünmeden farklı olarak burada sorunu analiz etmeye ve yapılan analiz sürecine daha fazla odaklanılıyor.

 

Bu konuda öncesinde okuduğum birçok kitap ve katıldığım organizasyon olmasına rağmen kendimi yeterli görmüyordum. Bu anlamda 8-13 Mart tarihleri arasında Münih’te bulunan Strascheg Center for Entrepreneurship’de katıldığım APE Bootcamp ( Academic Program for Entrepreneurs ) Bootcamp benim için çok güzel bir fırsat oldu.

 

 

asds

 

6 gün süren bu program team-building çalışmaları ile başlıyor. İlk gün cola-mentos car yarışmasında grubunuz ile birlikte en uzağa gidebilecek arabayı inşa etmeye çalışıyorsunuz. Siz yarışma için uğraştığınızı düşünseniz de aslında bu kısım eğitime dahil. Yarışma bittikten sonra süreçten öğrendiklerimizi tartışıyoruz. Çıkan sonuç: Aklınıza ilk gelen fikir doğru değildir!

 

Sonraki 4 gün sabahtan 2 saat ders sonrasında akşam 8’e kadar grup çalışması şeklinde geçti. Bu kısımda en çok sevdiğim şey kimse size ne yapmanız konusunda tek bir şey söylemiyor. Grubunuzla birlikte ne zaman, ne kadar ve nasıl çalışacağınıza karar veriyorsunuz. Sizinle birlikte sürekli çalışan bir eğitimci de yok. Eğer siz isterseniz orada bulunan mentorları yanınıza çağırabiliyorsunuz. Bu arada mentorlar olarak bahsettiğim insanlar gerçekten alanlarında oldukça yetkin kişiler. Steve Gedeon, Assaf Shamia takip edilmesi gereken kişiler. Son gün ise tabii ki yaptıklarımızı sunmamız gerekiyor.

 

asd

 

Sunumlarda yaratıcı olmak ve düşüncelerinizi insanlara doğru bir şekilde anlatmanın önemli olduğunu bir kez daha fark ettim.

 

Kısaca neler gördüm neler öğrendim?

 

  • Design Thinking bir problem çözme süreci. Bu süreç ile birlikte sorunu daha iyi anlayıp, yaratıcı bir çözüm bulabiliyorsunuz.

 

  • Doğrudan sonuca odaklanmak yerine bu süreç ile birlikte problemi ve çözümü daha iyi analiz edebiliyorsun. Sürecin her aşamasında farklı bakış açılarından baktığın için herhangi bir problem yaşadığında çözümü pivot edebilmek çok daha kolay. Bence bu da design thinking yönteminin en iyi özelliği.

 

  • Avrupa’daki ve Amerika’daki girişimcilik anlayışı birbirinden farklı, bunun sebebinin yetiştikleri kültür olduğunu düşünüyorum. Zaten onlar da bu durumun bilincindeydi, eğitimdeki birkaç oturumda bu farklılığın altını çizdiler. Örneğin konuştuğum birçok öğrenci yüksek lisans, doktora yapmanın onlar için çok önemli olduğunu çünkü kendileri teknik anlamda gerçekten geliştirdikten sonra kendi işinin sahibi olmayı istediklerini söylediler. Ayrıca gördüğüm kadarıyla Avrupa’da insanlar girişimlerinde riskleri kaldırarak, yavaş yavaş ilerlemeyi tercih ediyorlar. Son olarak Avrupa ekosisteminde güçlü bir rol modelin henüz olmadığını gözlemledim ama Skype, Spotify, Soundcloud gibi başarılı girişimlerin buradan çıktığını da unutmamak gerek.

 

  • Türkiye’de yaşayan pek çok insan gibi ben de Türkiye’den birçok zaman şikayet ettim ama aslına bakarsanız toplumumuz gereği girişimci yeteneklerine sahip oluyoruz. Örneğin gelişmekte olan bir ülkede yaşayan insan gelişmiş ülkelerdeki sistemi görüp kendi karşılaştığı problemlere çözüm bulabiliyor. Ancak bizim eksikliğimiz ise düşünme sürecinde. Doğrudan çözüm bulmaya çalışıyoruz bu da gözden kaçırdığımız onlarca yaratıcı çözüm demek.

 

  • Girişimci adayları ve girişimciler için önemli olan bir diğer şey ise global düşünmek. Bu yüzden de farklı kültürlere ve deneyimlere açık olmalıyız. Farklı kültürlerden gelen insanların katıldığı organizasyonların bu anlamda gerçekten çok yardımcı olduğuna inanıyorum.

 

  • Son olarak, tabii ki İngilizce’nin öneminden bahsetmem gerekiyor. Kendinizi istediğiniz gibi ifade etmek gerçekten çok önemli. Bu yüzden bu konuyu ihmal etmek yerine bir an önce İngilizce yeteneklerimizi geliştirmeliyiz.

 

6 gün boyunca sosyal bir konuda farklı ülkelerden gelen hepsi birbirinden yetenekli 5 farklı kişi ile çalıştım. Hayatımın en fazla keyif aldığım ve aynı zamanda bu kadar çok şey öğrendiğim zamanlarından biriydi. Bana bu imkanı sağlayan Girişimcilik Vakfı ailesine gerçekten çok teşekkür ederim.

 

Son olarak oradaki arkadaşlarımızdan Türkiye’deki girişimcilere ve girişimci adaylarına bir cümle söylemelerini istedik. Kısa ama çok tatlı bir video ortaya çıktı. İyi seyirler…

 

 

 

1 Yorum

  1. Yazını çok beğendim . Geçen yıl TUSSİDEde eğitiminde bize de nasıl girişimci olunur ?eğitimini vermişlerdi. Ülkemizde girişimci gençlere ihtiyaç var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here