Günümüz Modernitesi

Modern olmak, bizlere serüven, göç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi, bildiğimiz her şeyi, olduğumuz her şeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi demiş Marshall.

O zaman Moderniteyi insanların hayatını tamamen değiştiren bir görüş, kabuklarımızı yıkmamızı, geleneklerimizden kopup bağlarımızdan kurtulmamızı, kendi özgür dünyamızı yaratmamızı sağlayan bir dünya görüşü olarak kabul edebilir miyiz?

Hayatımıza yeni giren ya da olduğunu yeni farkettiğimiz her kavramı sorgulamaya başlarız. Nedenlerini merak ederiz, bizce ne anlama geldiğini anlamaya çalışırız. Modernitenin savunucuları da öyle yapmış. Karl Marx moderniteyi kapitalizmle, Emile Durkheim sanayileşmeyle, Max Weber ise teknoloji ile bağdaştırmış bu kavramı. Fakat ben bu üç kavramın birlikte moderniteyi oluşturduğunu düşünüyorum.

Aydınlar modernleşmeyi, modernleşme de aydını şekillendirir diyorlar, ben 21. yüzyıl modernitesinin en büyük farkının artık halk olan bizlerin birer aydın olmaya başlaması ya da aydınların artık halkı oluşturması olarak görüyorum. Daha doğru bir ifadeyle de artık aydın olma kavramının anlamını yitirdiğine inanıyorum.

Bağlarından kurtulmanın modernitenin en önemli koşullarından biri olduğunu biliyoruz. Peki ya bizler ne yapıyoruz? Modernleşme ekonomik ya da teknolojik olmaktan çok bir zorlama halini alıyor. Hedeflerimiz anlamını kaybetmeye sadece rekabet etmeye dönüşüyor. Aydınlanmayla gelen teknolojiyle yaşıyoruz. Günlerimizi saatlerimizi onlarsız geçiremiyoruz. Hayatımızı kolaylaştırmak için yaratılan aletlere bağımlı hale geliyoruz. Bizler bol bol tüketiyor almaya bağımlı oluyoruz. Övgü görmeye bayılıyoruz, diğer insanların neler düşünebileceklerinden korkup her hareketimizi sınırlayıp diğer insanlara bağımlı hale geliyoruz. Fakat bağımlı olduğumuz o insanlardan aslında uzaklaşıp, onları anlamaya tanımaya çalışmadan eleştiriyoruz. Gün geçtikçe çok daha fazla bencilleşiyoruz.

Özgün olmak modern olmanın en önemli koşullarından biri peki biz özgün müyüz? Değiliz.. Bağımlı olduğumuz telefonlarımızdan, bilgisayarlardan bağımlı olduğumuz insanları takip ediyoruz. Onlar ne yaparsa bizde aynısı yapıyoruz, ne giyerse biz giyiyoruz, ne yerlerse biz yemek istiyoruz. İlham almakla taklit etmeyi bir birine karıştırıyoruz. Ne yazık ki onlarsız bir gün bile geçiremiyoruz.

Bizler artık yeni şeyler üretmeye korkuyoruz, o yıktığımız geleneksel yaşama geri mi dönüyoruz, yıllarca büyük çabalar sonucunda kazandığımız haklarımızı teker teker geri mi veriyoruz? Biz bizi yalnız bırakan, çok da zor olan aydınlanma kavramını yalnız kalmama uğruna, çıkarlarımız uğruna vaz mı geçiyoruz?

Bizler kimiz ve neler yapıyoruz? Hepimiz aynı değiliz, bazılarımızın daha büyük hayalleri bazılarının daha küçük hayalleri var, bağlarından kopabilmeleri için umutları var. Bazılarımızın da belki hiç yok. Özgün şeyler üretenler kadar yeniden özgün şeyler üretebileceklerimiz var. Modernite kavramının değiştiğine inanıp onu yeniden şekillendirecek olanlarımızda var. Hala coşkulu ve tutkulu olanlarımız ve dünyayı değiştirecek olanlarımız var. Yeniden korkusuz olmaya çalışanlarımız ve yeniden düşünmeye başlayanlarımız var.

 

 

0 Shares:
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir

Bir İsrail Günlüğü

Avrupa dan sonra sanırım gitmeyi en çok istediğim ülkelerden biriydi İsrail. Girişimcilik Vakfı'na Fellow olarak seçildikten sonra hayatımda her geçen gün bir şeyler değişiyordu ve İsrail gezimizde bu değişimlere sebep olan şeylerden sadece bir tanesiydi. Belki de bir daha gelemeyeceğim bir şehir, edinemeyeceğim deneyimler, göremeyeceğim insanlar ve daha birçok şey…

Bir Etkinlik Ve Notlar!

Global Girişimcilik Haftası kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesi BAMBU Ön Kuluçka Merkezi ile birlikte düzenlenen etkinlikte DEPARK ofislerinde çalışmalarını…