Havacılığın Doğuşu

0
788

“Havacılık; iradenin, imkansızı gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğunun kanıtıdır.” der, 1.Dünya Savaşı’nda, 26 hava zaferi ile Amerika’nın en başarılı as-pilotu olan Rickenbacker, Edward Vernon. Çok da doğru söyler. Tutkum ile gelmiş ve 4 yılın sonunda şunu söyleyebilirim ki; Havacılık Yönetimi bölümü mezunu olmak üzereyken, bu söze inancımı üniversitede kazanmadım. Her şey oyuncak uçaklarımın neden uçmadığını, nasıl uçurabileceğimi düşünerek başladı ve elbette merakımı gidermek o kadar da kolay olmadı. Hala daha öğrendiğim her yeni şey, tarif edilemez bir şekilde beni mutlu eder çünkü söz konusu hayallerimiz ise, bence onlara ulaşmanın tek yolu çocuk kalmak ve hayal kurmaktan vazgeçmeden, inanarak yola devam etmek. Havacılığın doğuşu ve havacılık tarihi çok fazla detay içerir, ama tam anlamıyla, insanlığın imkansızı başarabileceğinin kanıtıdır.

Genel olarak havacılık tarihininin başlangıcı , 17 Aralık 1903’te Wright Kardeşlerin ilk havadan ağır motorlu uçuşu yapması ile anlatılır. Aslında tarih, çok daha önceden yazılmaya başlanmıştır.1452-1529 yıllarında, Leonardo da Vinci uçma mekanizmaları ile ilgili  olarak yazdığı eserde, insanın mekanik bir araç olmadan uçamayacağını ileri sürmüştür. Kuşların uçuşlarını incelemiş ve uçuşla anatomileri arasındaki bağıntıyı ortaya koymaya çalışmıştır. Bu yoldan hareket ederek kuşa benzeyen bir uçan makine tasarımı yapmıştır. Tasarımları arasında bu günkü  helikopterlere ve paraşüte benzer araçlar da vardır.

Joseph ve Etienne Montgolfier kardeşler tarafından, 5 Haziran 1783 günü Fransa’nın Annonay şehir meydanında bezden dikilmiş, kağıtla kaplanan bir balon ile gerçekleştirilen uçuş, havadan hafif araçların gökyüzü ile ilk buluşmasıdır. Balonun altındaki sepette yakılan ateşin ısıttığı hafiflemiş hava, balonu uçurmuş ve balonu 1500 metreye kadar yükseltmiştir. Uçuşun ardından havadan hafif olan hidrojen gazı ile doldurulmuş olan balonlar da ortaya çıkmıştır. Elbette, o zamanın deyimi ile tayyarenin ortaya çıkmasının ardından balonlar, önemini kaybetmiştir.

Gelelim en bilindik dediğimiz olaya. Ohio, Daytonlu iki bisiklet ustası olan Wilbur ve Orville Wright, 1899’da kuşların nasıl uçtukları hakkında kendilerine ipucu verebilecek her şeyi sistemli bir şekilde incelemeye başladılar. Orville WrightWilbur Wright Lilienthal kuşların uçmalarını çok yakından incelediği için planörünün bir kuşu andırmasına fazla şaşmamak gerekir. Fakat, içlerinde ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin de olduğu birçoğunu cezbeden tuzağı, yani kuş uçuşunu temsil eden kanat çırpma olayının cazibesine kapılmadı. Lilienthal, uçabilecek bir uçağın havayla temas halinde olan sabit bir kanadı olması gerektiğini gösterdi. Kararlı bir uçuşu gerçekleştirebilmek için gerekli kontrol sadece onun söylediği böyle bir kanat tarafından sağlanabilirdi ve bu konuda Wright kardeşler de onunla uyuşuyordu. Wilbur ve Orville Wright bilimsel öğrenim görmemişler, liseden sonra yüksek bir okulda gitmemişlerdi. Fakat uçma alanındaki çalışmalarını ilerlettirken kendi bilimsel yönlerini de model uçaklar, uçurtmalar, insan taşıyan planörler ile yaptıkları yüzlerce deney sayesinde bu konuda bilimsel bir eser hazırlayacak kadar ilerlettiler. Hatta hazırladıkları 200’den çok farklı tipteki kanatları denemek için bir rüzgar tüneli dahi yaptılar. Wright kardeşlerin 17 Aralık 1903’te North Carolina’da, Orville’in kontrolünde havalanan ilk uçağı aerodinamik ses teorisine bağlı kalınarak yapılmıştı. Bu uçak iki pervaneliydi. Pilotla birlikte ağırlığı 335 kilogramdı. Bu uçuşun beş tane görgü şahidi vardı. Orville, birinci denemede 12 saniye uçtu ve sadece 37 metre mesafe katetti. O günkü son denemesinde ise, bu süre 59 saniyeye çıkmıştı ve 280 metrelik bir mesafeye uçmuştu. Daha sonra uçaklarını geliştirdiler ve 1904 yılında uçağa havada dönüşler yaptırarak, geri dönmek suretiyle kalktıkları noktaya inmeyi başardılar.

Ardından gelen 1.ve 2.Dünya Savaşları, havacılık alanında aslında gelen ihtiyaçlarla birlikte yeni bir çağ başlatmış oldu. 1.Dünya Savaşı başlangıcında uçak içerisinde tabanca ve tüfek ile hava muharebesine giren pilotlar bu tür görevleri uçaklara monte edilen makineli tüfeklerle  gerçekleştirmeye başlamışlardı. Roland Garros isimli Fransız pilot uçağına ilk kez  pervane arasından ateş eden makineli tüfek  monte eden kişidir.

William Edward Boeing, havacılık tarihindeki altın çağı başlatmadan hemen önce, Birinci Dünya Savaşı iyice kızıştığı için cepheye sürülmesi beklenen Conrad  Westervelt’in ABD’nin doğu yakasına tayini çıkmıştı ve Boeing en büyük ortağını ve iş arkadaşını kaybetmişti. Buna rağmen ilk uçağının başarılı olması, onun yola tek başına devam edebileceği anlamına geliyordu. 1917 yılına girildiğinde Boeing’in fabrikasında 30’a yakın çalışan vardı ama üretilen uçaklara pek rağbet olmamıştı. Aynı yıl ABD Birinci Dünya Savaşına girmişti ve hava kuvvetleri satın alabildiği kadar uçak satın almaya çalışıyordu. Boeing’in uçakları deniz uçağıydı ve kısa mesafe uçabiliyordu. Bu yüzden cephede bu uçaklar pek fayda getiremeyecekti. Bununla beraber uçaklar trenlere yüklenerek Seattle’dan Florida’ya gönderildi ve Florida eğitim gören pilotların test uçuşları için kullanıldı. Ardından askeriye tarafından çok daha fazla uçak satın alınmaya başlandı. Savaşlarda uçaklar geliştirilirken, aynı zamanda taşıdığı insan sayısı da giderek arttı. Buda savaş sonrasında, sadece kargo taşımacılığını değil yolcu taşımacılığını da inanılmaz seviyelerde arttırdı.

1 Eylül 1939’da Almanların Polonya’ya taarruzu ile başlayan 2. Dünya Savaşı sırasında hava silahı olarak uçaklar, yoğun bir şekilde kullanılmıştır.  Başlangıçta  Almanların üstün nitelikli uçakları hava üstünlüğü ve bunun sayesinde de önemli zaferleri kazanmalarına vesile olmuştur. Douglas ve Boeing’in üretimleri, 2. Dünya Savaşı’nda 15-20 katına çıkmıştı. İngilizlerle gerçekleşen savaş sürecinde 7 Aralık 1941’de İngilizlerle birlikte savaşa giren Amerika Birleşik Devletleri’nin daha üstün nitelikli uçaklar yapması sonucunda Almanlar, hava üstünlüğünü kaybetmişlerdi.  

Turbojet motorlarının kullanıldığı ilk uçak, 27 Ağustos 1939 tarihinde Almanlar tarafından uçurulduktan sonra 1941 yılında İngilizler, bu motor üzerinde araştırma ve çalışmalara başlamışlardır.  İlk jet uçakları 1945 yılında savaşlarda silah olarak etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.   Jet uçakları bundan sonra giderek geliştirilerek askeri ve sivil havacılığın vazgeçilmez araçlarından birisi olmaya başlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte uçağın yeni bir işlevi olarak yolcu ve posta taşımacılığına başlanmıştır.  Giderek gelişen hava yolu taşımacılığı ikinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla bir süre duraklama sürecine girmiş olmasına rağmen savaştan sonra havacılık alanında daha büyük  gelişmeler yaşanmıştır.  Dört motorlu yolcu uçakları çok sayıda yolcu taşımak suretiyle Avrupa’yı Amerika’ya bağlamışlardır. 1952 yılında jet motorunun yolcu uçaklarında kullanılmasıyla uçakların taşıma kapasiteleri ve hızları büyük ölçüde artmıştır.

Çok eski basım, yaprakları dahi sararmış bir kitapta okumuştum, havacılığın yaygınlaşmaya başladığı ilk zamanlarda, yetersiz alt yapı, teknik destek, imkanlar nedeniyle; öğretmen pilotlar, öğrencileri her eğitim uçuşuna çıktığında, onlara dualarla eşlik ederlermiş. Havacılık tarihinde, öyle zorluklar, öyle başarılar, başarısızlıklar, öyle kahramanlar, öyle kayıplar ve tehlikeler yaşandı; görüldü ki…

Havacılığın kuralları kan ile yazıldı derler. Kesinlikle doğrudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here