Huzur İçinde Yat E-posta! Dijital Mesajlaşmanın Geleceği Ne?

0
119

Kral öldü, yaşasın yeni kral.

Yakın zamanda, bildiğimiz haliyle e-posta hizmetinin 2020’ye kadar bitmiş olacağı hakkında yazdığım yazı üzerine, birkaç okur e-postanın değişikliğe uğrayabileceği ancak yine de temel dijital iletişim yönteminin o olacağı düşüncesiyle karşı çıktılar ( Bununla birlikte, birçok kişi  e-posta yoluyla mesajlaşmanın artık bitmesini ve yerine başka bir yöntemin gelmesini istediklerini belirterek bana katıldılar. Bitmek bilmeyen e-posta alış verişi ve gereksiz e-postaları ayıklamaktan epey bıkmış durumdalar).

 

Yazıma yapılan haklı eleştirilerden biri, e-posta hizmetinin yerini alacak uygulamayı yeterince detaylı tarif edemediğimdi. Edemezdim, çünkü böyle bir uygulamanın ( ya da servis, servisler, hatta herkese açık sosyal ağ ) henüz geliştirilmediğine kesin olarak inanıyorum. Slack tarzı araçları gerçekten severim, ancak benim tahminlerim şu anda tahayyül bile edemeyeceğimiz işleri yapabilen bir araç ile ilgili.

 

Yine de birkaç fikrim var. Tahmin etmiştiniz, değil mi?

 

2020’de e-postanın yerini nasıl bir hizmetin alması gerektiğiyle ilgili düşüncelerimden bu yazıda bahsedeceğim. Bu özelliklerin bazılarını taşıyan ve var olan araçları öne sürmekten çekinmeyin, ancak ben bu özelliklerin hepsini tek bir uygulamada birleştirebilmenin yakınından bile geçen bir araç bulamadım.

 

  1. Düzgün Çalışan Yapay Zeka

 

2020’nin dijital iletişim aracında yapay zeka çok gelişmiş seviyede olmalı. Mesajı anlayıp doğru klasöre yerleştirebilen bir uygulama değil bahsettiğim, bu bir süredir var olan bir şey zaten. Ben, uygulamanın tercihlerimi bilmesini ve dijital hayatımı düzenlemesini istiyorum.  Sosyal ağlarda neyin önemli olduğunu belirleyebilmeli, kısa mesajlarımı okuyabilmeli ve o zamana kadar Gmail’in de aralarına girmiş olacağı eski iletişim araçlarını da yönetebilmeli. Yapay zeka öylesine gelişmiş olmalı ki, yalnızca mesajları istediğim formatta görmek istediğimde kullandığım platformlar üzerinden gelen ve görmek istediğim mesajları bana iletmeli.

 

  1. Paylaşımda Çoklu Göndermekten Fazlası

 

Bugün e-postanın en temel sorunlarından biri, kendi kendine bir ada gibi olması. Bu güvenlik açısından iyi bir özellik; ancak ekip işbirliği açısından faydalı değil. Muhasebedeki Margaret bana bir e-posta gönderdiğinde, bu mesaj dijital kaosun sonsuz boşluğunda kayboluyor ( Gönderilen mesajın açılma durumunu takip edebilen e-posta özelliklerinden haberim var, ama bahsettiğim tam olarak bu değil ). Ben hem üstün güvenlikli hem de işbirliğine müsait bir uygulama kullanmak isteğindeyim. Ancak bu yalnızca iç yazışmalar için olmamalı. Biri bana Twitter’dan özel mesaj gönderdiğinde, bu uygulama üzerinden konuşabilmeliyiz. Biri Facebook sohbetten yazdığında, bu uygulamaya gelmeli – tabi ki Facebook’tan onaylanarak.  Bruce isimli bir adamın bana tweet attığını ya da Google Hangouts üzerinden sohbet ettiğimizi, veya bana mail attığını hatırladığımda, uygulamaya Bruce yazıp ne dediğini öğrenebilmeliyim. Her şey orada olmalı.

 

  1. Mesajlaşırken Kullanılan ‘Avatar’ Öylesine Bir Kavram Olmamalı

 

Avatar kelimesini kullanmayı pek istemiyorum, özellikle de aynı isimli filmden nefret edenleriniz ve bu kelimenin Second Life adlı sanal dünyayı hatırlattığı kişileri düşününce. Avatar eski ve fazlaca kullanılmış bir kelime; ancak bu tanımladığı konsept için geçerli değil. Bu dijital mesajlaşma uygulaması, dünya üzerindeki tek avatarım, mesajlaşma hizmeti ne olursa olsun tek bağlantı kurmamın tek yolu olmalı. Dijital ortamdan John Brandon ile görüşmek istiyorsanız, bunun için tek bir bağlantı noktası olmalı. @ işareti olmamalı. Bu çok sınırlayıcı, çünkü kısa mesajlari Twitter ve Facebook bu sembolü kullanmıyor ( Facebook e-posta adresiniz yoksa elbette, ki o da ciddi anlamda kafa karıştırıcı ve kullanışsız ).  Bana göre,  Oauth tipi teknolojiler  2020’ye kadar adapte olmuş ve böyle bir mesajlaşma sistemi oluşturulmuş olabilir.

 

Tabi bu yalnızca bir fikir. Asıl olay, 1971’de geliştirilmiş bu mesajlaşma sisteminin yerini alacak bir yenilik olması. Bunun vakti geldi. Siz ne dersiniz ?

 

Bu makale inc.com’da John Brandon tarafından 2015’te yayınlanan yazıdan çevrilmiştir.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here