Loon Projesi

0
140

Google’ın verici kulelerinin uzanamadığı noktalara yakında göndereceği helyum balonları sayesinde milyarlarca insan, hayatlarında ilk kez internete bağlanarak çevrimiçi olacak.

Çıkış zamanı: 1-2 yıl

 

Sağlanan Gelişme

Eksikliği duyulan noktalara gökyüzünden internet hizmetini yayabilmek için güvenilir ve uygun maliyetli bir yol.

 

Neden Önemli

Hali hazırda çevrimdışı olan 4,3 milyar insana internet erişiminin sağlanması, eğitim anlamında ve ekonomik olarak fırsatları artıracak.

 

Anahtar Oyuncular

* Google

* Facebook

 

Mountain View-California yakınlarındaki Moffet Federal Havasahası’nda bulunan Hangar 2’nin tepesine ulaşmak için 170 tozlu ahşap merdiven basamağını tırmanırsınız. Bu büyük ve loş ışıklı baraka, 1942’de hava araçlarına ev sahipliği yapması için ABD’nin bir teknolojik süper güç olarak ortaya çıktığı savaş sırasında inşa edildi. Bir tünek gibi yüksekte olan bu baraka, Amerika’nın teknolojik egemenliğinin vücut bulduğu son unsurlardan olan Google’ın çalışmalarının ilginçliğini takdir etmek için belki de en iyi yol.

 

Bayağı mesafe bulunan alt zeminde Google çalışanları, küçücük halleriyle bir balon çiftini onarmaya uğraşıyorlar. 15 metrelik bu balonlar, bulunduğumuz yerden kocaman beyaz balkabaklarını andırıyor. Google, içi helyumla dolu bu balonlardan yüzlercesini gökyüzüne gönderdi. İçinde bulunduğumuz şu anda güney yarımkürede iki düzine kadar balon, yolcu uçaklarının uçuş irtifasının yaklaşık iki katı olan 20 kilometre yükseklikte bulunan ve seyrek olarak erişilen stratosfer seviyesinde yolculuk ediyor. Her balon, güneş enerjisi ile çalışan elektronik donanımların bulunduğu kutu biçiminde sepetler taşıyor. Bunlar, telekomünikasyon ağlarına radyo sinyalleri aracılığıyla bağlanıyor ve aşağıdaki akıllı telefonlara ve diğer cihazlara yüksek hızlı internet erişimi yayıyor. Buna Loon Projesi deniyor; hem uçmaya ve hem de deliliğe bağlantılı olarak seçilmiş bir isim.

 

Google, bu balonların internet erişimi bulunmayan dünyanın yüzde 60’lık kısmına bu bağlantıyı sağlayarak iktisadi ve sosyal faydaların artacağını ifade ediyor. 4,3 milyarlık bir nüfusa tekabül eden bu insanların yaşadığı yerler genellikle kırsal bölgeler ve telekomünikasyon şirketleri, bu alanları verici kuleleri inşa etmeye veya diğer altyapı yatırımlarını götürmeye değer bulmuyor. Üç yıl süren çalışmalar ve balonların takribi üç milyon kilometre seyrüseferinin ardından Google, Loon balonlarının devreye alınmasına neredeyse hazır olduklarını belirtiyor.

 

Büyük ölçekli ve kamuya açık bir şirket için dünyanın en fakir insanlarına yardım etmek amacıyla altyapı inşa etmek fikri biraz garip. Ancak Google’ın dünyaya yardım etmek yönündeki iddialı tutkusuna ilaveten reklam destekli internet sektörü de şirkete büyük düşünmek için neden veriyor. ABD gibi internet pazarlarında yeni müşteriler bulmak zor. Henüz internetle tanışmamış milyarlarca insanı online yapmak, reklam hedeflemeleri için yeni gözler ve kişisel bilgiler sağlayabilir. İşte bu, Loon Projesi’nin rekabette yeni bir rakibi olmasının sebebi: 2014 yılında Facebook, güneş enerjili insansız hava araçları üreterek kendi havai internet bağlantısını yaratmak için bir şirket satın aldı.

 

Google’ın gezegen ölçeğindeki sosyal-mühendislik çalışması, bundan daha fazla yol aldı. Önde gelen internet bağlantısı taşıyıcıları ile yapılan testlerde balonların Brezilya, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin izole bölgelerine yüksek hızlı internet bağlantısını sağlayabildiği görüldü. Loon Projesi’nin lideri Mike Cassidy, Google’ın projeyi başlatmayı planlayabilmesi için üretilen teknolojinin hali hazırda yeterince ucuz ve güvenilir halde olduğunu söylüyor. 2015’in sonunda güney yarımkürenin birçok bölgesinde kesintisiz hizmet için testlere başlanabilmesi amacıyla yeterli balon sayısına ulaşabilmeyi istiyor. Ticari açılımlar da bunu izleyecek: Google, servis sağlayıcılarının ağlarını genişletmek amacıyla balonları kiralamalarını bekliyor. Ardından da dünyada internet erişimi olmayan insan sayısı büyük bir hızla azalmaya başlayacak.

 

Balon devrimi

 

“ZARARSIZ BİLİM DENEYİ.” Gizli faaliyetler yürüten Google X laboratuvarlarının 2012 yılında California’nın Central Valley bölgesinden havalandırdığı, üzerinde bir telefon numarası bulunan ve bularak sağlam biçimde getirene ödül vaat edilen balonun taşıdığı kutunun üzerinde bu ifade yer alıyordu. Kutuların içinde modifiye edilmiş bir Wi-Fi yönlendiricisi vardı. Balonlar, moda endüstrisinden transfer edilen iki terzi tarafından hazırlandı ve donanım mağazalarında satılan malzemeler kullanılarak yapıldı.

 

Loon Projesi, gelinen noktada bilimsel bir projeye daha az benziyor. 2013 yılında Google, balonlar için şişirilebilir zarflar imal ederek iki yeni fabrika açan balon üreticisi Raven Aerostar firması ile çalışmaya başladı. Haziran ayında Google, projenin varlığını duyurdu ve Loon balonlarının Yeni Zelanda kırsalındaki bazı bölgelere internet bağlantısı sağlamasını içeren ilk küçük ölçekli alan çalışmalarının ayrıntılarını açıkladı. 2014’te Loon Projesi, dünyadaki telekomünikasyon ağları ile büyümeye hazır, fonksiyonel ama çok yaygın olmayan bir teknolojinin prototipine odaklandı.

 

Loon’un liderleri, radyo spektrumunda kendi alanlarına sahip olmayı planladılar, böylelikle balonları, var olan kablosuz ağlardan bağımsız olarak çalışabilecek. Ama Google’ın CEO’su Larry Page buna karşı çıktı ve bunun yerine balonların mevcut kablosuz ağları kiralayarak onların hali hazırda sahibi olduğu hava dalgalarını ve kurulu antenlerini kullanacağını ve balonların ağlara bu şekilde bağlanacağını söyledi. Böylelikle Google, spektrum lisansına milyarlar harcamaktan kurtulduğu gibi potansiyel rakiplerini de müttefiki haline getirdi. Cassidy bu konuda “Görüştüğümüz sağlayıcıların neredeyse tamamı projeye sıcak bakıyor” diyor.

 

Loon Projesi, internet erişiminin ekonomik yapısını değiştirmeyi amaçlıyor.

 

Google ayrıca stratosferik araçlarını da önemli ölçüde geliştirdi. Bunların en dikkat çekenlerinden biri, herhangi bir itiş gücü olmaksızın balonların binlerce mil boyunca hatasız bir biçimde idare edilmesini sağlayan bir yol bulmak oldu. Stratosfer tabakası, tipik olarak sadece hava tahmin balonları ve casus uçakları tarafından kullanılıyor ve bulutların üzerinde olduğu için fırtınalardan ve yolcu uçağı trafiğinden uzak. Ancak zaman zaman saatte 300 kilometre şiddete ulaşabilen rüzgarlar görülebiliyor. Güvenilir internet bağlantısı sağlamak, 40 kilometre mesafede her daim en az bir balon bulunması anlamına geliyor.

 

Google, bu havacılık sorununu bir bilgisayar sorununa çevirerek çözdü. Rüzgar, stratosferin farklı katmanlarında farklı yönlerde ve farklı şiddetlerde eser. Loon balonları, irtifa değişimi ile bu durumdan faydalanıyor. Bir ana balonun içinde bulunan daha küçük ikinci bir balon, duruma göre şişerek veya küçülerek irtifayı azaltıyor veya artırıyor ve Google onu nereye yönlendirmek istiyorsa o tarafa doğru esen rüzgarı yakalıyor. Bu durum, Amerikan Ulusal Oşinografi ve Atmosfer Yönetimi’nin stratosferik hava akışı simülasyonu ile bütünleşik çalışan ve Google’ın data merkezinden yönetilen bir yazılım ile sağlanıyor. Loon navigasyon sistemi üzerinde çalışan yazılım mühendisi Johan Mathe, “Ana fikrimiz, rüzgarların yarattığı labirent içinde bir yol bulmak” diyor. Bir balon filosu, böylelikle en az bir tanesi belli bir alan üzerinde kalacak biçimde koordine edilebilir.

 

Bu sistemin ilk versiyonu, balonlara günde bir kez yeni komut gönderiyor. Bu komut ile bir balon, bölgede hakim olan rüzgar onu doğuya, Pasifik Okyanusu üzerine savurana dek örneğin Yeni Zelanda üzerinde sallanmak üzere bir yol bulabilir. Ardından aynı balon, doğu yönüne 9000 kilometrelik bir seyrüsefer yaparak Şili semalarına gelebilir. Ama bu sistem, istenen hedefin birkaç yüz kilometre civarında bulunan balonları yakalayabilir. Yeni Zelanda ve başka yerlerde internet hizmeti testleri için şirket, havada olabilmek için yakınlarda bulunan Loon balonlarını kaldırarak sistemi bir anlamda aldatmak zorunda kaldı. Google 2014 sonlarında balon navigasyon sistemini yükselterek balonlara her 15 dakikada bir yeni komut gönderecek hale getirdi. Şimdi tüm balonlar, kıtalararası ölçekteki mesafelerde ve etkileyici bir doğrulukla yönlendirilebiliyorlar. 2015 başında bir balon tam 10 bin kilometre uçtu ve hedeflenen verici kulenin sadece 500 metre yakınına başarıyla yöneltildi.

 

Ayrıca Google, balonların stratosferde daha uzun süre kalabilmeleri için nasıl daha dayanıklı ve sağlam olabilecekleri konusunda da çalışmak zorunda kaldı. Yukarıda ne kadar uzun kalırlarsa ağın işletme maliyeti de o kadar düşük olacak. Bununla birlikte ağırlık öngörüleri, balonun zarfının hassas olması gerektiğini söylüyor. Polietilen malzeme kullanıldığı için ağır bir çöp torbası hissini veren malzeme, bir parmağın bastırması kadar bir kuvvetle delinebiliyor ve fabrikasyon aşamasında küçük bir pürüz, iğne deliği kadar bir delik açabilir ve bu da balonun iki haftadan kısa bir sürede yeryüzüne düşmesi sonucunu doğurabilir.

 

Bu sızıntı durumunu engellemek için Loon Projesi içinde ayrı bir ekip inatlı bir çalışma yürütüyor ve koruyucu ölçümler yaparak bu olumsuz sonucun önüne geçmek için uğraşıyor. Bu araştırmacılar, stratosferden düşen balonlar üzerinde çalıştı, şişme ve sönme hareketlerinin videolarını inceledi ve helyumu denetleyerek balonlardaki en küçük yarıkları dahi tespit eden bir “sızıntı koklayıcı” geliştirdi. Sızıntı ekibinin bu çalışmaları, balon zarflarının tasarımlarında değişikliklere yol açtı ve üretim tesisinde çalışanların ve balonlara basmak durumunda olan işçilerin daha kabarık çoraplar giymesi ve üretimin bazı aşamalarında yeni makinelerin kullanılması gibi sonuçlar doğurdu. Daha önce Apple’ın üretim operasyonlarında görev almış olan ve halen Loon Projesi’nin üretim süreçlerini öngörmekle sorumlu Mahish Krishnaswamy, bütün bunlarla birlikte Google’ın onlarca yılın ardından balon sanayinde ilk ciddi atılımları ve değişimleri getirdiğini söylüyor. Bu değişimlerin bedeli ise ödendi. –Krishnaswamy, 2013’te balonların ortalama sekiz gün havada kalabildiğini, bugün ise bu sürenin ortalama 100 güne çıktığını, rekorun ise 130 gün olduğunu ifade ediyor.

 

Google, Loon balonlarının taşıdığı yüklerde ve bunların elektronik aksamlarında da geliştirmeler yaptı. Ancak hala çözülmesi gereken sorunlar mevcut. Örneğin Google’ın balonların kendi aralarındaki data transferini sağlayan radyo veya lazer bağlantılarını mükemmelleştirmesi gerekiyor. Yer istasyonlarının birbiri ile uzak mesafeden bağlantılarının sağlanabilmesi için bu şart.

 

Ancak Cassidy, Loon Projesi’nin ulaştığı teknolojik seviyenin, hali hazırda küresel ölçekte stratosferik internet hizmeti testlerine başlanabilecek bir noktada olduğunu söylüyor. 2015 içinde güney yarımkürede ince bir hat üzerinde yarı-devamlı bir hizmeti deneyerek değerlendirebilmeyi amaçlıyor. Bu ince hat, ağırlıklı olarak okyanus üzeri olacak, ama Cassidy, bunun için küre üzerinde dolaşan yüzün üzerinde Loon balonuna ihtiyaç duyacaklarını belirtiyor ve “Herhangi bir anda yüzde 90 oranında bu hattaki insanların üzerlerinde kullanabilecekleri bir balon bulunacak” diyor.

 

İyi sinyaller

 

Kuzeydoğu Brezilya’daki kırsal bir alanda okul yöneticisi olan Silvana Pareira ise “Yalnızca birkaç dakika sürdü, ama harikaydı” ifadesini kullanıyor. Linoca Gayoso Castelo Branco adlı okulundaki coğrafya derslerinden birinde, geçtiğimiz yaz döneminde göremediği bir yükseklikteki Loon balonu sayesinde internete bağlanışını hatırlıyor. Bu bölgede internet henüz yok; ama o günkü ders, Wikipedia ve online haritaların kullanımıyla zenginleşmişti. Pareira, “Öğrenciler o denli ilgiliydiler ki, bilgiye olan ihtiyaçlarını karşılamak için 45 dakikalık ders yetmedi” diyor.

 

Çalıştığı okul bir milyondan fazla nüfuslu bir metropole sadece 100 kilometre mesafede bulunuyor. Ancak nüfusun seyrekliği, Brezilya’nın kablosuz internet sağlayıcılarının altyapı kurmaları için yeterince karlı değil. Google’ın Loon Projesi ile amacı, bu ekonomik yapıyı değiştirmek. Cassidy’ye göre her bir balonu aynı anda birkaç bir kullanıcıya hizmet verecek şekilde işletmek için günlük birkaç yüz dolarlık bir maliyet yeterli olacak. Şirket, bütün bunları yapmak için ne kadar masraf yaptığını ve projede kaç kişinin görev aldığını ise açıklamayacak.

 

Cassidy ayrıca balonlarının insansız hava araçları veya uydular aracılığıyla internet bağlantısı sunmayı amaçlayan rakipleri karşısında tutunacağından da emin (Facebook insansız hava araçları ile ve Elon Musk’ın CEO’su olduğu SpaceX ise uydular ile aynı işi yapmaya niyetli). Bu projeler henüz Loon kadar ilerleyebilmiş değiller ve hem hava araçlarını ve hem de uyduları üretim kontrol etmek fazlasıyla masraflı. Cassidy, “Kısa bir zaman içinde balonların büyük bir maliyet avantajı olacak” diyor. Yine de Google, bahsini hava araçlarının ötesi için de garantilemek durumunda: Ocak ayında SpaceX, 900 milyon dolarlık yeni bir yatırım yaptı.

 

Teknoloji, 4,3 milyar insanı internetsiz bırakan tek unsur değil. Bangalore merkezli bir düşünce kurulu olan İnternet ve Toplum Merkezi’nin direktörü Sunil Abraham, örneğin Hindistan’da telekom şirketlerini zengin bölgelerle birlikte fakir bölgelere de hizmet vermek zorunda bırakan yasaların bulunduğunu, ancak hükümetlerin bu yasaların uygulanması konusunda firmalara yeterli baskıyı yapmadığını söylüyor. Ayrıca Google ve diğer batılı internet şirketlerinin son yıllarda gelişmekte olan ülkelerde ortaya koyduğu işletme yollarından ötürü Loon Projesi de Abraham’ı düşündürüyor. Bu şirketler, kendi internet sitelerine erişimin serbest olabilmesi için yerel rekabet unsurlarının zararına olacak biçimde Hindistan ve diğer ülkelerdeki telekom şirketleriyle var olan anlaşmalarını iptal ettiler. Abraham, “Mali yapısı sağlam olan ve yeni bir teknoloji getiren herkese kapımız açık” diyor; ancak hükümetlerin sadece Google’ın değil, tüm firmaların kar edebilmesi için hali hazırda düzensiz haldeki yönerge ve uygulamalarını sağlamlaştırması gerektiğini de ekliyor.

 

Loon Projesi üzerinde çalışanlar, kamu yararına hizmet edileceğinden eminler. Loon’un getirdiği egzotik teknoloji ile insan yaşamını daha iyiye götürmek tutkusu ise motive olmuşa benziyorlar. Cassidy’nin sesi, Pareira’nın internet erişimli coğrafya dersi keyfini hatırladığında yaşadığı duygusallıkla kesiliyor ve diyor ki “İşte bu, dünyayı değiştirmenin yollarından biri.”

 

Bu makale Tom Simonite’nin 26 Şubat 2015 tarihinde technologyreview.com’da yayınlanan yazısından çevrilmiştir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here