Meditasyona Giriş: Kendini Dinlemeye Başlamak

0
680

Editörün notu: 2019 fellow ekibimizden Narinsu, meditasyonla tanışma hikayesini bizimle paylaştı. Keyifli okumalar!

Üniversite hayatım boyunca çoğunlukla ders ve kulüp işleri peşinde koştum ve pandemi süreci bende 120 km/s ile giderken duvara çarpmış araç hissi bıraktı. Muhtemelen senin gibi!

Zamanı mükemmel verimli değerlendirmeye çalışmak, gecenin ve gündüzün birbirine karışması, sonu olmayan mesailer derken yıllar boyu dinlemediğim bedenim isyan etti. Ne uyuyabiliyor ne de çalışabiliyordum. Depresyondaydım ama kabul edemiyordum. Özellikle sosyal medyada zaman geçirmek beni bu çukura daha çok itiyordu.

Instagram’ı sildiğim bir an dank etti kafama. Ben hep kafasını susturmak için sürekli koşturup meşgale yaratanlardanmışım. Bir iç sesim varmış, sanırım uzun zaman önce kavga ettiğimiz için susma kararı almış. Ve işin komik yanı o boş da konuşmuyor, tam tersine güzel şeyler fısıldıyordu ruhuma. Yeter ki dinleyeyim.

Kendimi dinleme yolculuğum Iyengar’ın ‘Light on Life’ıyla başladı. Kaybolduğum hayat koşturmamdan şu sözlerle sıyrıldım

“… Bu yüzden birçok kişi en büyük hakikati göklerde arıyor olsa da o bize bulutlardan çok daha yakındır. O bizim içimizdedir ve içsel yolculuğa çıkmış herkes tarafından bulunabilir.”

Çok beylik bir söz gelebilir ama iç sesle olan ilişkimin seviye atlaması bu satırlarla oldu. En önemli şeyi dinlemiyordum hiç. Kendimi dinlemeden nasıl kim olduğuma, ne istediğime karar verebilirim ki?

Kitaptaki anahtar kelimeler de aslında benim hayatımda aradıklarım: Öz gerçekleştirme, yaratıcılık, dönüşüm, kesintisiz odaklanma ve ruhu besleme. Yani bir girişimcinin ihtiyacı olan her şey… Ortada çok ciddi bir zihinsel çalışma var. İşte bu noktada bedeni eğitme yani asanalar devreye giriyor. Tabii bununla beraber benim “Hayatta öyle tepetaklak duramam ki ben!” kaygılarım.

Elvin İle Yoga ile tanışmam da böyle oldu. Sıfırdım, asla kendime ve bedenime güvenmiyordum ve rehbere ihtiyacım vardı. Bu önyargılarımın yanında bir de popüler olan her şeye olduğu gibi yogaya karşı da vardı. Kelimenin tam anlamıyla ‘herkes’ yoga yapıyordu ve sosyal medyada ters duruşlar, splitler havada uçuşuyordu. Ama bir yandan da içsel yolculuk için asana pratiğinin kesinlikle gerekli olduğuna Iyengar tarafından ikna edilmiştim. İnsanlar genelde Çetin Çetintaş ile başlar fakat ben ilk Elvin’in videolarıyla başladım. ‘Yeni Başlayanlar için Yoga’ çaylaklar için biçilmiş kaftan. Çok basitten başlıyor, sen daha hatayı yaparken o anda devreye girip uyarıyor. Çok korkutucu geldi ilk başta ama o kadar yanımda hissi veriyor ki… Kesinlikle benim gibi önyargıları olanlar için mükemmel bir başlangıç. Yine bir videosunda nefes nefese kalmış asananın bir an önce bitmesi için dişimi sıkıyorken şöyle bir cümle kurdu:

“Matta nasıl bir tavır takınıyorsan hayata karşı duruşun da birebir aynı. Burada tavrını fark et ve hayatındaki etkisini gör.”

Yine bir şok dalgası ile sarsıldım. Matın üzerindeyken pozdan poza atlamak istiyorum, uzun süre pozda duramıyorum, canım sıkılıyor, dayanma gücüm kalmıyor, hemen yenisini öğrenmek istiyorum, mükemmel olsun diye bedenimi gereksiz zorluyorum… Tam olarak hayatımda nasılsam yoga pratiğimde de aynısını yapıyorum. Ne bir eksik ne bir fazla. Bu farkındalıktan sonra yoga benim için kilo verme çabalarımın eşlikçisi kardiyolardan ve ağırlıklardan ayrıldı. Bir zorunluluk yoktu. Somut bir amaca hizmet etmemesine rağmen her gün sabah 7’de uyanıp ders veya staj öncesi mata çıkma motivasyonum vardı ve bu benim gibi sıkılgan biri için şaşırtıcı bir dönüşümdü. Bazen 15 dakikam bile olsa yavaşlamak için çıkıyorum mata, kendimle kalabilmek ve kendimle kaliteli vakit geçirebilmek için.

Zamanla nefes pratikleri eklendi yoga pratiğime. Savasana’da yatarken (şu herkesin en sevdiği ‘ceset’ pozu) çok zorlanıyordum. Hala da en zorlandığım poz. Zihnim asla durmuyor, ana o çapayı atıp sabitlenemiyordum. Uzun bir süre bunu kendi kendime deneyip ‘zihnimi susturmaya’ çalıştım. Ki zihnimde binlerce sekme açıkken, yapılacaklar listem beni matın kenarına doğru dürterken bunu başarmak kelimenin tam anlamıyla müm-kan-sız. Bu konuda da artık bir yardıma ihtiyacım vardı. Çok seçenek vardı, hangisini yapmalıydım bilmiyordum. Çok önce Alumni’lardan Selen’in (Kale) paylaştığı bir uygulamanın ekran görüntüsünü almışım (hoşuma giden her şeyin ekran görüntüsünü alıyorum ve ara ara gidip galerimde onlara bakıyorum. Evet tam bir ‘ss’ istifçisi olduğum doğru :). Selen Instagram hikayesinde ‘Balance’ diye bir meditasyon uygulaması önermiş. Meditasyon için gerekli temel bilgilendirmeleri çok temiz yapıyor, kişiye özel bir yolculuk sunuyor. Ayrıca uyku öncesi, gün ortası, güne başlangıç, odaklanma ve enerji verme gibi tematik meditasyonlar da var. Mesela benim gözümü en çok korkutan şeylerden biri meditasyonun uzun olması çünkü ya hemen uykum geliyor ya da iş güç koşturmasından kendimi uzun uzun veremiyorum. 5-10 dakikalık seçeneklerinin olması benim meditasyonu alışkanlık haline getirmemdeki en iyi kolaylaştırıcı oldu. Bunun yanında başlangıç için Calm, Meditopia, Ten Percent Happier ve Headspace uygulamaları da en çok önerilenler arasında. Headspace’de uygulamanın yanı sıra Netflix’te yayınlanan “Headspace Guide to Meditation” ilgini çekebilir.

Benim çok taze yoga ve meditasyon yolculuğum böyle başladı. Pandemi sürecinde kendime katabildiğim en değerli şey oldu. Yolun çok çok başında olmama rağmen hayatımın yansımasını matta görmeye başlamak büyüleyici. Düzenli pratiğe devam ettikçe ne ile karşılaşacağımı merakla bekliyorum. Umuyorum senin için de yeni başlangıçlar için bir kıvılcım yaratmıştır. Öğrendikçe, keşfettikçe burada buluşmaya, birbirimize katmaya devam etmek dileğiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here