“Nasıl Fellow Oldum?”

0
171

‘Aslında 20’li yaşlarınızda henüz trilyon dolarlık bir şirket edinmemişseniz, kendinize sormanız gereken trilyon dolarlık sorularınız da olmasın, en azından o şirketlerin sahiplerinin olduğu bir network’ünüz olsun.’

 

Henüz rüyalarınızda geçirdiğinizi düşündüğünüz sürecin ilk mülakata kabul çağrısı geldiği zaman Milli Piyango’nun size vurduğunu ancak bileti bulup bulamayacağınızı düşündüğünüz, günlük ortalama 87.3 Whatsapp bildirimli bir grubunuz, her birinin İngiliz kraliyet düğün davetiyeleriyle eş değer kıymette olduğu e-mailleriniz, çocukluğunuzda yaşadığınız Kinder sürpriz heyecanının size milyonlarca katını aynı Kinder sürprizle yaşatacağına söz verebileceğim Sina babanız, size her FellowUp’ta kariyer hedeflerinizi çizerken cetvel kullanamayacağınızı gösteren multi deneyimli girişimci mütevellileriniz ve yüzünüzdeki gülümsemenin sebebi 39 muadilinizi bulduğunuz yeni ailenizle yaşadığınız 8 aylık bir sürecin istatistiki verilerini manevi olarak hesaplayabilen bir girişim henüz bulunmadığı için bana hissettirdiklerini, zamanda kısa bir yolculuk yaparak sizinle paylaşmaya çalışacağım.

 

Facebook nasıl Harvard’dan çıkıp, internetli ekranlarımızda yer bulduysa Girişimcilik Vakfı da Facebook’taki reklam kuşağından sıyrılıp benim ana sayfamda yer bulmuştu. İşte o an yaptığım bütün başvurular, vakfın kaliteli eleme sürecini gördüğümde, gözümde intihar etmişlerdi.

 

Bir tık’la web sitesindeyim, daha sonra mütevelli heyeti, daha daha sonra da sponsorlarına bakmaktan kendimi alamadım. O an göz doktorum minik bir fenerle gözbebeklerimi inceliyor olsaydı, ameliyata zaten hiç ihtiyacımın olmadığını anlardı. Sizi bilmem ama ben mazime dönüp baktığımda Türkiye’de daha böyle dev kadrolu bir vakıf görmedim. Derken çok zaman kaybettiğimi fark edip, kabul edilmeyeceğimi hissede hissede başvurdum. Bu başvuruş; polis kolejinin boy kriterlerine boyunuzun yetmeyip ‘ama içimde kalmasın bir başvurayım’ psikolojisinden biri gibiydi. O zamanlar, başvuru formunu doldurmuş olmakla %0.625lik şans oranımı %100’e nasıl yükselteceğimi ben dahil hiç kimse bilmiyordu.

 

 

fotograf1

 

Evrende yalnız mıyız bilmiyorum ama dünyada hiç yalnız değiliz görünen o ki. Veriler bana, benim jenerasyonumda dünyada yaklaşık 900 milyon nüfusun olduğunu söylüyor. Bu da kariyer hedefime giden yolda yaklaşık olarak Çin Seddi’nin 120 katı uzunluğunda bir kuyruk demek. Anlaşılan bu noktada ya ‘kendimi diğerlerinden farklı kılabilecek bazı şeyler yapmam gerekiyor’ yada ‘kalabalığın içinde sonsuza dek kaybolup gitmek’ düşüncesiyle yola çıkmıştım. Bazen başvurusunu ne zaman yaptığımı dahi hatırlamadığım projeler için geldiğim farklı şehirlerde, garip rüyalardan uyanırken buluyordum kendimi. Programlar, seminerler, eğitimler, projeler hep yakın arkadaşlarım olmuştu. Ama bu farklıydı. Girişimcilik Vakfı’nın Fellow Programı, Charlie Chaplin filmlerinin arka fondaki dındındın melodisine sahip Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine karşılık hayatında ilk kez ‘roller coaster’a binmiş olan bir güruhun çığlıklarına kumandanın zap diye geçmesi gibiydi. Başvuru sürecinin son gününde başvurmamdan mıdır bilmiyorum, sonuçlar çok geçmeden inbox’larımızda yer aldı. Teşekkür değil tebrik maillerine hep bayılırım, hele bir de kutudan çıkan video sürprizlerine de demiş miydim hiç! Sanırım önümde sabahları turist rehberliğine, akşamları sürücü kursu derslerine gittiğim birkaç günüm vardı. Öyleyse hemen harekete geçmeliydim.

 

Öncelikle aklıma gelen fikir başka birinin de aklına gelmiş olabilir mi diye #girisimcilikvakfi hashtag’iyle tüm Youtube’u tarayıp bir ‘oh’ çektim. Sonrasında da videomu hazırlayıp linkini vakfa gönderdim. Daha sonra gelen e-mailler tabiki de tahmin ettiğiniz gibi; trafikte nasıl ‘bi kırmızıya takılınca hep kırmızı’ ‘yeşile denk gelince de hep yeşil ışık yanıyorsa’, bana yeşil ışıklar yanmıştı anlayacağınız. Video, DISC kişilik envanteri ve Visual Questionary testlerinden de sırasıyla başarılı olup, mülakata kabul e-mailini de kapmış oldum.

 

fotograf2

 

İstanbul’a giderken hayatımda ilk defa ne kadar ciddi bir mülakata gittiğimi kendime fark ettirmemeye çalışmakla uğraştım. Aklımda insanlarla tanışıp, güzel bir deneyim yaşayıp, geri dönmek vardı. Kendime bir yatırım yapmaktan daha çok arkadaşlarımla özlem gidermiş olurum en azından düşüncesiyle almıştım İstanbul’a uçak biletimi, alacağım red cevabına çok üzülmemek için. Endeavor’ın binasında mülakat sırasının bana gelmesini beklerken Youtube’da takdir ettiğim videoların sahipleriyle de tanışmış oldum. O birkaç saat içerisinde dünyanın en egolarını sıfırlamış ve en güler yüzlü insanlarıyla tanıştım diyebilirim. Sina Afra ile mülakata girdiğimde onun da ne kadar alçakgönüllü ve misafirperver biri olduğunu farkettim. Hiç beklediğim gibi ciddi bir mülakat olmadı sohbet ettik hatta, bana ayrılan sürenin iki kat sonuna geldiğimde seçilip seçilmeyeceğime dair en ufak bir fikrim dahi yoktu. Ancak öğrendiğim çok şey vardı; kabul edilmesem de girişimcilikten yoksun Antalya’ma geri döndüğümde bir köşeye çekilip, matemden hissemi almayacaktım. Aramızdan elenen arkadaşlarımız da oldu; Türkiye’nin dört bir yanından gelen, eminim onlar da böyle yapmadı. Hepimiz teorideki hayallerimizi pratiğe dökmek için cesaretlerimizi toplamıştık. Vakfın en güzel yanlarından biri de bu zaten, ne zaman bir araya gelsek beynimizdeki girişimcilik tümörü hızla yayılıyor, cesaretlerimiz birbirimizin valizine karışıyor. Kişiliklerimiz, karakterlerimiz Türkiye’deki 6400 genç arasından birbirine en yakın seçilmiş olanlar olsa dahi, bir fikir üzerine konuştuğumuzda o kadar farklı bakış açısının ortaya çıkması beni hep çok şaşırtıyor.

 

Vakıfa başvurmak isteyenler ve aklında süreçle ilgili tedirginlikleri olanlar için burada kendi hikayemi sizlere kısaca ve samimiyetle anlatmaya çalıştım. Bir sonraki yazımda da size kazanımlarımı aktarmaya çalışacağım; girisimle.com’u takipte kalın. Aklınızda olan diğer sorular için de her birimize çekinmeden sorularınızı yönlendirebilirsiniz. Unutmadan finallerinizden hemen sonra 12 Haziran’a kadar beklemedeyiz. Hatırlatmalarınıza ekleseniz, hiçbir şey kaybetmez ama çok şey kazanabilirsiniz.

 

Hoşça bakın zâtınıza.

 

Büşra Yılmazöz

Fellow ’14

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here