Oyun Teorisi ve Girişimcilik

0
345

Başlığı görünce “Abi ne alaka?” diyerek yazıyı açtığınızı hisseder gibiyim.

 

Öncelikle ünlü matematikçi John Nash’in Oyun Teorisi’nde, daha önce hiç görülmemiş bambaşka bir kısım keşfetmediğimi söylemek isterim.

 

Ben Koç Üniversitesi’nde Ekonomi son sınıf öğrencisiyim. Meşhur matematikçi John Nash’in Oyun Teorisi dersini de seçmeli ders olarak son dönemimde alıyorum.

 

Oyun teorisi, bireyin başarısının diğerlerinin seçimlerine dayalı olduğu bazı stratejik durumların matematiksel olarak davranış biçimlerini yakalamaya çalışır. Okuyanlar arasında oyun teorisine ilgili olanlar varsa bilirler; teoride pek çok konsept var ve biz de derste bu çeşitli konseptleri ele alıyoruz. Bunları ele alırken, pek çoğunu da gerçekten oynuyoruz. Daha sonra kararlarımızı analiz ediyoruz.

 

Geçen gün grup bilinciyle ilgili şöyle bir soruyla karşılaştık:

“Düşünün ki her biriniz aynı şirketin birer çalışanısınız.  Şirketin çıkarmaya çalıştığı bir ürün var ve bu ürün için belli bir efor sarfetmeniz gerekiyor. Sarfedeceğiniz efor seviyesini 1’den 7’ye kadar kendiniz belirleyebilirsiniz. Ancak kazancınız, ortalama sarfedilen eforun iki katı olarak belirlenecek. Siz bu iş için ne kadar efor harcardınız?”

 

Biz 60 kişilik bir sınıfız ve siz de sınıftan biri olduğunuzu düşünün. Siz ne kadar efor harcardınız?

 

Bizde herkes sarfedeceği efor miktarlarını kağıtlara yazıp yolladı. Harcanan ortalama eforu hesapladığımızda, bu sayı yaklaşık olarak 2 çıktı. Yani hepimiz bu işin sonunda 4 kazanmıştık.

 

Peki neden 14 kazanabilme ihtimalimiz dahi varken biz çok çok az kazanabilmiştik?

 

Bunun cevabını sorguladığımızda sorunun güven eksikliği olduğunu farkettik. İnsanlar kazanacakları miktar ortalamaya bağlı olduğu için çok fazla efor sarfetmek istememişlerdi, çünkü fazla eforlarının karşılığını başkalarının almasına çok sıcak bakmamışlardı. Halbuki herkes birbirine güvense, herkes bu işten karlı çıkabilirdi.

 

Bu noktada benim kafamda bir şimşek çaktı.

 

Tıpkı bu oyun gibi, girişimcilikte de güven unsurunun ne kadar önemli olduğunu farkettim. Her gün onlarca yazıda gördüğümüz sayısız “Girişimlerde olması gereken özellikler” temalı yazılarının en önemli ortak noktasının da bu güven unsuru olduğunu düşündüm. Herkesin birbirini tanıdığı, birbirine güvendiği bir takım, harcadığı eforun karşılığını çok daha iyi alabilir; hedeflerine çok daha güçlü adımlarla ulaşabilirdi.

 

Üniversite dersinde geçen bir problemi gerçek hayatla kıyaslamanın size ne kadar doğru geldiğinden bağımsız olarak; bu problemden önemli bir ders çıkarabileceğimizi düşünüyorum. Bu şekilde bazı insanların neden kendi kurdukları, güvenle inşa edilmiş takımlarla başladıkları işlerinde hızlı ve kaliteli yol katedebildiklerini daha iyi anlayabiliriz.

 

Yazımı; baştan aşağı tüm hayatıyla dünyaya ilham vermiş Helen Keller’dan bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “Alone we can do so little; together we can do so much”.

 

Mutlu günler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here