Pandemi Sonrası Rota Amerika!

0
514

Hep uzun vadeli planlar yapmayı seven biri olmuşumdur. Sürekli “Bir gün mutlaka …. yapacağım/gideceğim!” gibi cümleler kurarım. Bu aşamadan sonra da bana düşen onları gerçekleştirmek için elimden ne geliyorsa yapmak. Son birkaç aydır başımıza gelen ve bizi hiç olmadığımız kadar statik kalmaya zorlayan koronavirüs sebebiyle kısa vadeli de olsa planlarımızı askıya aldık, biliyorum. Ancak bu günlerin geçmesine gerçekten çok az kaldı ve bitince ilk nereye gideceğiniz/ne yapacağınız konusunda size harika bir fikir vermeye geldim.

Amerika çocukluğumdan beri en çok gitmek istediğim ülkelerin başında gelirdi. Bunda muhtemelen sevdiğim bütün filmlerin ve dizilerin orada çekilmiş olması ve en çok dinlediğim müzik gruplarının Amerikalı olmasının büyük bir etkisi vardı. Tabii Amerika gidilmesi öyle çok da kolay bir ülke değil (maalesef hiçbir zaman öyle değildi), arada kocaman bir okyanus var. Uçak biletleri desen hep pahalıydı.

Work and Travel

Yine de hiçbir şey bu hayali gerçekleştirme kararlılığımı etkilemedi ve üniversiteye girer girmez araştırmalara başladım. En mantıklı ve kolay yolu bulmam zor olmadı, tabii ki Work and Travel! Hem gidince koca bir yaz kalabilecektim hem de para kazanabilecek ve gitme masraflarımı karşılayabilecektim. Aracı şirket bulma, gideceğim eyaleti/işi seçme gibi işlemlerle geçen birkaç ay sonunda ben o yıl yaz mevsimini Wisconsin’in Sister Bay isimli tatlı mı tatlı kasabasında geçirmeye hazırdım.

Anlatmakla bitmez, inanılmaz bir yazdı benim için. Resmen her gün bambaşka bir deneyime uyanıyordum. Bir kere ülkede her şey alışılmışın dışında ama aslında bir o kadar da tanıdık (teşekkürler Hollywood!) Ismarladığınız yemeklerin porsiyonları inanılmaz büyük, çoğu şeyin fiyatı Türkiye’ye kıyasla ucuz, düşünün 20 yaşında oradasınız ve bir de üstüne para kazanıyorsunuz! Yalan yok, para harcama konusunda kendimi hiç kısıtlamadım ama buna rağmen şimdi dönüp baktığımda keşke kazandığım bütün parayı harcasaymışım diyorum.

Biraz detaya girmem gerekirse, çoğu work and travel öğrencisi gibi ben de iki işte birden çalışıyordum. Kulağa çok zor olurmuş gibi geliyor olabilir, başta alışması biraz zordu ama zamanla alıştım. Zaten çoğu iş tam gün değildi, o yüzden günün geri kalanında herkes çalışırken boş boş oturmak yerine ikinci işe gitmek hem daha çok para kazanabilmenizi sağlıyordu hem de zaman daha renkli geçiyordu. Gitmeyi düşünen arkadaşlara da tavsiyem kesinlikle budur, daha çok çalışın, daha çok tanışın ve daha çok eğlenin! Yapmak istediğiniz hiçbir konuda aklınızda bir ‘acaba’ olmasın, kalbinizin sesini dinleyin.

Ben hem bir restoranda bus girl oldum hem de küçük bir otelde kat görevlisiydim. Çalışırken sayısız insanla tanıştım, özellikle restorandaki müşteriler farklı bir yerden geldiğinizi fark edince sizi dakikalarca lafa tutup ülkeniz/kültürünüz hakkında birçok soru soruyorlar. Böyle tatlı müşterilere denk gelince daha da motive oluyordum!

Ve travel kısmı!

Work and Travel bence gençken yapılabilecek en güzel programlardan biri. Belki Türkiye’de ihtiyacın olmadığı için yapmayacağın işleri yapıp harika bir deneyim sahibi oluyorsun, İngilizce konuşmanı geliştiriyorsun ve deliler gibi partiliyorsun, daha ne olsun?

Şimdi gelelim programın ikinci (ve bence en heyecanlı) kısmına, yani travel! Koca bir yaz çalıştınız, daha çok yer gezebilmek için para biriktirdiniz ve işte o günler geldi. Kendinize olabildiğince çok şehir görebilecek bir rota çizmeniz gerekiyor artık, geriye sadece bu kaldı. Benim okulum 2 hafta içinde açılacağı için sadece 2 şehirlik bir rota çizmiştim ama o şehirlerde daha fazla gün geçirdik.

İlk durak Boston, sonra da tabii ki New York. Sizin için nasıldır bilmiyorum ama New York’a gitmek benim için başlı başına work and travel yapmayı isteme sebebimdi. Gitmek ise aslında hayallerimden bile güzel olduğunu bana gösterdi. Şehir o kadar büyük ki sanki her bir köşesi sana sayısız seçenek ve fırsat sunuyor. Ordayken her şeyi başarabileceğine inanıyor insan, acaba sadece beni mi bu kadar etkiledi bilmiyorum. Şunu söyleyebilirim ki gitmek iştahımı bastırmak yerine daha fazla açtı, sadece Amerika’yı değil bütün dünyayı gezmek için sabırsızlanıyorum. Ne de olsa geri dönüp baktığımızda elimizde sadece anılarımız kalıyor, öyle değil mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here