Problemden değil, hayalden başla!

0
418

2018 ağustosun sonlarına doğru Santos, Brezilya’da katıldığım Oasis programında bana söylenen bu cümle karşısında oldukça şaşkınlık yaşamıştım. Tüm üniversite hayatım boyunca yeni iş fikirleri üzerine çalışırken ilham aldığım her kaynak bana “Çözmeye çalıştığın problem nedir?” diye soruyordu. Şimdiyse ben çözmek istediğimiz problemi tanımlamaya çalışırken program koordinatörleri bana “hayal”den bahsediyordu.

Elos adında Brezilyalı bağımsız bir organizasyon tarafından düzenlenen Oasis Deneyimi, genellikle 1 ay süren bir “community-building” (topluluk oluşturma) programı. Deneyimin temel amacı, katılımcıların Brezilya’nın düşük gelirli bir mahallesinde (yani bir favelada) oranın halkıyla bir proje yapmaları. Ancak Elos’un felsefesi diğer “gönüllülük programları” ya da “work & travel” projelerinden biraz farklı. Elos bu programı bir “yardım” faaliyetinden ötürü kolektif bir “yardımlaşma”, kültürel bir etkileşim deneyimi olarak görüyor. Warriors of Weapons (Silahsız Savaşçılar) adlı programlarında hem dünyanın farklı ülkelerinden hem de Brezilya’dan kabul ettikleri katılımcılarla birlikte favelalarda duygusal ve fiziksel düzeyde değişim yaratmak istiyorlar.

Koç Üniversitesi GLLP programından 9 öğrenci ve Rena’yla Elos’un aynı deneyimin daha kısa bir süren bir versiyonuna katıldık. Brezilya’nın güneyinde yer alan Santos bölgesinde Jose Menino adlı bir favelaydı 1 hafta boyunca yaşayacağımız yer. Elos’un Oasis adını verdiği program bize 7 aşamalı bir deneyim sunuyordu:

Gaze (Bakış): İlk aşama etkileşim kuracağımız halkı ve bu halkın yaşadığı bölgeyi hiçbir önyargı taşımadan gözlemlemeye çalışmaktı. Yaptığımız ilk aktivitede ikili gruplar hâlinde favelayı gezdik. Ancak bu gezi birinin gözü bağlıyken yapılıyordu. Gözü bağlı olan kişi görme yetisini kullanmadan kokular, dokular ve sesleri algılayarak favelayı tanımaya çalıştı. İlk defa adım attığınız ve evinizden 10000 km uzakta bir gecekondu mahallesinde gözleriniz kapalı yürümek gerçekten ilginç bir tecrübe. İlk anlarda oldukça gerildiğimi söyleyebilirim. Ancak zamanla, diğer duyu organlarımın bana verdiği uçsuz bucaksız algılamalarla mahalle hakkında hiçbir zaman fark edemeyeceğim ayrıntıları keşfettim. Kapı kollarının dokusu, mahalle sokaklarının darlığı, merdivenler, duvarlardaki yosunlar ve daha nicesi gözlerin görebileceğinden çok daha fazla bilgi veriyordu. Bu aktivite gerçekten de kendi içimde pek çok önyargının kırılmasına olanak tanıdı.

Affection (Yakınlık): İkinci aşama halkla birebir tanışıp onların hikayelerini ve yeteneklerini dinleme aşamasıydı. Gruplar hâlinde mahalleye dağılırken amacımız mahallenin en yetenekli insanlarını bulup onların hikayelerini dinlemek ve onları ertesi gün düzenlediğimiz yetenek yarışmasına davet etmekti. Bir favelada yetenek avcılığı yapmak size “yeteneğin” ve “zenginliğin” tanımlarını tekrar sorgulatıyor. O öğleden sonra grup olarak 4 kişiyle uzun uzun sohbet ettik. Tek başına, sıfırdan mahallenin en büyük barlarından birini kuran bir kadın, her işi yapabilen bir inşaat ustası, 13 yaşında bir kaykaycı, kendine sıfırdan ev kuran 72 yaşında bir adam. Bu aşamanın amacı, halkla gerçek yakınlıklar kurmak ve onların yeteneklerini keşfetmekti. “Seek abundance” (bolluğu ara & gör & kucakla) mottosuyla yola çıktığımızda aslında hiçbir şeyi olmadığını sandığımız Jose Menino’nun ne kadar zengin bir yer olduğunu gördük. Konuşmalarımız, o halkın biraz olsun içine girebilmek ve kendimizi tanıtabilme motivasyonunu da taşıyordu. Kendimizi dışarıdan gelen ve oraya yardım yapacak bir grup insan olarak değil ama o halkın içerisinde bir süre yaşayacak ve hatta kalmaya devam ederse de uzun soluklu olarak devam edebilecek üyeler olarak tanıttık. Günün sonunda pek çok arkadaşımız olmuştu. Tam da bu aşamada içimdeki “girişimci” bana pek çok öngörü vermeye çalışıyordu. İnsanların yanına gittiğimizde onların problemlerini, halkın en büyük sorunlarını, mahalledeki eksikleri sormak istiyordum. Hem kolaylaştırıcımız hem de grup üyelerim neden bu yaklaşımın pek de iyi olmayabileceğini açıklarken kullanmak istediğim yöntemin bir arkadaştan çok tepeden inme bir kuruluş hissini verdiğini düşündüm. İçgüdülerime bu kadar ters düşen öğrenimler yakaladığım pek az gün hatırlıyorum yaşamımda. Ama Jose Menino’da bize kendi içkisini ikram eden Felicia’yla yaptığımız ilk sohbetten sonra yaşadığım tüm deneyime başka bir gözle bakıyordum. Geri dönüp baktığımda hayatımın önemli günlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim o günün.

Dream (Hayal et): 3. Gün bu aşamanın ismini gördüğümde aklıma yaşamım boyunca okuduğum yüzlerce söz, beni motive eden onlarca video ve kitap geldi. Sonunda “hayal etmeye” hazırdım. Dünyanın bir ucunda bir şeyler üretmek için yanıp tutuşuyordum. Ancak yine içgüdülerime ters düşen bir durum vardı ortada. Hayal edecek olan kişi ben değildim. Hayal et aşaması, halkın hayallerini onlardan nasıl duyabiliriz sorusuna odaklanıyordu. İnsanların hayallerini öğrenebilmek için aynı günde iki etkinlik düzenledik: Bir geçit töreni ve geçit töreni sonrası bir yetenek yarışması. Geçit töreninde, müzikli bir sokak yürüyüşüydü, temamız belliydi: Troque um sonho por um sonho. (Bir hayal karşısında bir hayal ver.) Bu cümlenin anlamı aslında sonho kelimesinin Portekizcede hem hayal hem de bir tatlı adı olarak kullanılmasından geliyor. Yaptığımız müzikli geçit töreninde post-it’in üzerine bir hayalini yazan her insana bir tatlı (sonho) hediye ediyorduk. Hayalini yazarak bedava yemek yiyebilmek gayet iyi bir teklifti. Tüm aşamaları merakla izlerken kafamda tasarım-odaklı düşünme metodolojisinin tüm aşamaları canlanıyordu. Bir çeşit kullanıcı araştırması yapıyorduk aslında. Ancak ne programın koordinatörlerinin ne de benim dışımda bir başkasının olayı bu gözden değerlendirdiğini düşünüyorum. Kafamın bir köşesinde bu bağlantıları yine de tutup kendimi anın içine bıraktım. Geçit töreni, daha önceden yaptığımız konuşmalarda davet ettiğimiz tüm yeteneklerin sahneye çıktığı bir yetenek yarışmasına bağlanıyordu. Bu yarışmanın öncesinde de tüm halkla gruplar halinde hayallerini konuşuyorduk. Topladığımız hayallerle akşam yaptığımız grup çalışmalarından çıkan hayalleri birleştirdik. Çalışmalar sonrası Jose Menino’nu yetenekleri sahnedeydi. Ertesi gün, topladığımız yüzlerce hayalden büyük bir canvas hazırladık. Jose Menino’nun hayal haritasını müzik, dans ve tatlı kullanarak çıkarmıştık.

Care (Önem ver): Herkesin hem halkla daha da samimi olduğu hem de artık tamamen olayın içine girdiği sokak töreninden sonra daha somut bir şeyler ortaya koymaya hazırdık. 4. Aşama hayalleri değerlendirme ve prototipleme aşamasıydı. Gruplara ayrılırken ben tabii ki prototip maketlerini hazırlayacak grupla kaldım. İçten içe heyecanlıydım tüm hayalleri dinledikten sonra bir prototip yapmak için. Hamurlar, prototipleme malzemeleri geldikçe heyecanım yükseldi. Ancak içgüdülerim yine beni yanılttı: Prototipleri hazırlayacak kişilerin biz olmadığını öğrendiğimde hem hayal kırıklığı hem da büyük bir şaşkınlık yaşadım. Prototipi hazırlayacak olan mahalle halkıydı. Biz, halkın (özellikle de çocukların) üzerinde rahatlıkla oynayabileceği maket altyapılar hazırlıyorduk. Projemiz aşağı yukarı olarak bir futbol sahası ve park olarak çıkmış olsa da elimizde somut bir plan yoktu. Hazırladığımız saha maketlerini ve prototipleme malzemelerini halka götürüp onların, aynı lego yapar gibi, hayallerini prototiplemelerini istiyorduk. Bu prototipleme için akşam yeniden halkla bir araya geldik. Herkesi çağırdığımız bir sokak yürüyüşü sonrası dün akşam yetenek yarışmasını düzenlediğimiz okulda buluştuk. Bu gecenin amacı 3 grup halinde 3 prototip üzerine çalışmaktı. Çoğunlukla çocukların tasarladığı park ve futbol sahaları Jose Menino’nun prototipleri oldu. Çıkan 3 prototip sonrasında yine benim çok ilgimi çeken bir olay daha yaşandı. Gruplar bir araya geldikten sonra her prototipteki “en iyi fikirler” halkın onayıyla birlikte tek bir prototipte toplandı. Yani 3 grubun en iyi fikirlerinin bir araya geldiği tek bir prototip maket oldu elimizde. Hiçbir tasarım işi yapmadan hayatımdaki en anlamlı prototipe sahip olmuştum.

Miracle (Mucize): Bu aşama, dışarıdan bakan biri için tipik bir gönüllülük programında yapılan saha çalışması olarak görülebilir. Kelimenin kaba tabiriyle saha çalışmasından ibaretti çünkü bu aşama. Ancak topladığımız ve gruplandırdığımız yüzlerce hayalin üzerine ve tüm halkın yardım ettiği bir prototip baz alınarak… Bu aşamaya mucize adını koyanın halkın kendisinin olduğunu öğrendiğimde ilgim daha da arttı. 2 günde ortaya çıkan sonuçları bir mucize olarak nitelendirmişlerdi geçmişte. Mucize, saha çalışmasını biz başlatmış gibi gözüksek de halkın kendi yarattığı bir mucizeydi aslında. Kullandığımız kaynaklar halkın getirdiği kaynaklardı. Saha çalışmasında en etkili iş yapan halkın kendi yetenekleriydi. Her anlamda bizden daha iyiydi Jose Menino’nun yetenekleri. Bambu ağaçlarını kesmek, çit hazırlamak, duvar boyası yapmak ve daha nice işi bizim gruptan kimse halktaki yetişkinler hatta çocuklar kadar iyi yapamadı. Büyük resme baktığımda projeyi biz başlatmış bile olsak saha işinin büyük bir kısmını halkın kendisi yaptığını fark ettim. 2 gün sonunda elimizde bambularla çevrilmiş bir futbol sahası (campinho), bir park (parkinho) ve bir sebze bahçesi (area de lazer) vardı. Gerçekten de bir mucize gerçek olmuştu. Hem de onların “problemlerini” çözmeye gelen yabancı bir grup gerçekleştirmemişti bu mucizeyi. Tam anlamıyla ortak bir üründü ortadaki.

Celebration (Kutlama): Her gerçekleşen mucize kutlanmalı. Kutlama Oasis’in 6. aşamasıydı. 2 gün süren oldukça yoğun bir saha çalışmasının ardından mucizeyi gerçekleştirdiğimiz parkta bir kutlama yaptık. Tüm halk oradaydı. Çocuklar, yetişkinler, yaşlılar, bizim grup, Elos koordinatörleri… Yazının bu kısmına kadar bahsetmemiş olsam da tüm bu süreç boyunca biz Türkiye’den gelen insanlar olarak halkla doğrudan iletişim kuramıyorduk. Ne bizde Portekizce bilen insanlar vardı ne de halkta akıcı İngilizce konuşan kişilere rastlamak mümkündü. Gruplarımızda yer alan Brezilyalı ya da Portekizce bilen ekip üyeleri üzerinden halkla olan etkileşimimizi sağlıyorduk. Tek tük Portekizce öğrenmeye başlamış olsak da akıcı bir iletişim sağlamak imkansızdı. Ancak 1 hafta içerisinde etrafımızda kurulmuş dostluklar inanılamayacak bir seviyeydi. Kutlama sırasında grubumuzdan Öykü’nün peşinde koşan Jose Menino’lu kızlar, her karşılaştığımızda büyük bir sevinçle kucaklaştığımız yetişkinler, bizi evlerinde misafir eden yaşlılar ve daha niceleri… Aynı dili dahi konuşmadan bu seviyeye gelen etkileşimleri etrafımda gözlemlerken hayatımdaki en ilginç anlardan birini yaşadım diyebilirim. Etrafımda olup bitene inanamıyordum. Gerçekten ben de kendi gözlerimden mucizeyi görebiliyordum.

Re-evolution (Yeniden Evrim): 7. Aşama Oasis’in ve yaptığımız tüm çalışmaların sürdürülebilir kılınmasıyla ilgiliydi. Geçirdiğimiz tüm sürecin aslında yeniden bir evrime tabii olduğunu gördük. Biz Jose Menino’ya giden ilk grup değildik ve Jose Menino’daki yaşam bizden sonra da devam edecekti. Amaç, halkın kullandığımız metodolojiyi görerek değişim çalışmalarını kendileri sürdürebilmeleri. Halkla yaptığımız son toplantıda bir sonraki adımın ne olacağı ve başka hangi hayallerin gerçeğe dönüştürülmek istendiği uzun uzun konuşuldu. Toplantıya gelen üyeler teker teker görüşlerini belirtti ve bir sonraki adım için kararlar alındı. Biz her ne kadar bu aşamada çok aktif olamasak da bu aşama, bırakılan etkinin kendi kendine evrilmesini amaçlıyordu.

“Problemden değil hayalden başla” cümlesi bana Jose Menino’dan kalan en vurucu öğrenimlerden biri oldu. Oasis’in “değişim yaratmak” adına ne kadar efektif bir metodoloji olduğu tartışılabilecek olsa da deneyimlerimin gerçekliğini tekrar değerlendirdiğimde programın üzerimde büyük bir etki bıraktığını söyleyebilirim. Programın üzerinden geçen 1.5 ayın ardından bugün, Jose Menino’ya benzeyen bölgelere ve bu bölgelerde yaşayan insanlara (dünyanın herhangi bir yerinde olabilir bu insanlar) yaklaşım ve düşüncelerimin hiçbir zaman aynı olmayacağı görüşündeyim. Oldukça fakir, uyuşturucu kaçakçılığının bir hayli yaygın olduğu, marketi dahi olmayan bir mahallede kurabildiğim dostluklar; yakalayabildiğim samimiyet ve ortaya çıkardığım üretim her zaman benimsediğim “büyük ölçekte etki” ya da “sürekli büyüme kaygısı” gibi kavramlara bir alternatif oluşturdu zihnimde. Jose Menino’yu terk ederken kendi mahallemi terk eder gibi hissediyordum.

Döndükten sonra uzunca bir süre hayalden başlamanın başka alanlarda kullanılabilecek bir yaklaşım olup olmadığını sorguladım. Bir ihtiyacı karşılamaktan öte bir ihtiyacın varlığını ortaya çıkaran ürünler üzerine düşündüm. Ve bazen “hayal”in, “problem”den daha güçlü olabileceğine inandım. “Hayal”in geleceği, yani ihtiyaçları şekillendirebileceğini gördüm. Problemi tanımlamak her ne kadar büyük bir öneme sahip olsa da insanın kafasında oluşturduğunu gerçeğe dönüştürebilme gücünün aynı Jose Menino’da olduğu gibi mucizevi bir olay olduğu sonucuna vardım. İnsanların ihtiyacı, bütün ekranın dokunmatik olduğu bir telefon değildi hiçbir zaman. Bu fikir, cep telefonları üzerine kurulmuş bir hayalden ibaretti. Bugün geri dönüp baktığımızda iPhone’un getirdiği birçok özelliğin bir ihtiyaçtan ortaya çıkmış olduğu yorumuna varabilsek de “evrende iz bırakan” ürünler bana kalırsa “problem tanımından” ya da “market araştırmasından” çok daha fazlasını istiyor: Bir mucize.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here