Yolda Bulduklarım

0
589

Uzun ve yorucu bir gündü. Eve kendimi zor atmıştım. Her gün bir öncekinin aynısı gibiydi sanki. Ama yarın heyecanlı olacaktı. Öğleden sonra çok önemli bir mülakatım vardı. Çok heyecanlı değildim ama üzerimde gerginlik vardı. Oluşmaması da düşünülemezdi. Arkamda uzun ve yorucu bir yol bırakmıştım. Yeni bir şeylere başlamanın eşiğindeydim. Eski hayatıma dair olan defteri kapatmak üzereydim ve bunun farkındaydım. Hayatımdaki yeni bir dönüm noktasındaydım. Bu sefer çok farklı bir eşikti. Sıradan bir mülakat olmayacağı en başından beri belliydi aslında.

Yemeğimi yedikten sonra kitabımı kaldığım yerden okumaya başladım. Kendimi en iyi gözden geçirdiğim yerlerdi kitap sayfalarının arası. Kendimi neredeyse çok az tanıyordum ama neler istediğimi çok iyi biliyordum. Az buçuk rotamı oluşturmuştum kafamda. Sıradan olmayacaktım, aslında sıradanlık toplum içinde sıyrılma çabasını temsil etmiyordu benim için. Kendi hayatımı kendim olarak başka kalıplara sığmadan yaşamayı temsil ediyordu. Bir önceki aşamayı hatırlamaya çalışıyorum. Verdiğim cevaplar, bakış açım ve daha öncesi, hepsini bir bir topladım, tekrardan kendime baktım. Yeni deneyimler ile bulduğum noktaları altını çize çize tekrardan gözden geçirdim. Kafamın içinde kocaman bir dünya ve güzel bir hayal ile uykuya daldım. Keşke o gece bir de rüya görüp çok dramatik bir ortam oluşturabilseydim ama maalesef olmadı. Sabah o berbat İstanbul trafiğinde okula yetişmeye çalışırken buldum kendimi. Biz burada yaşayanlar hala metrobüse biniyorduk, yerin altından ve denizin üstünden geçerek bir yerlere yetişmeye çalışıyorduk. Zaman öğlene kadar bazen çok hızlı aktı bazen ise sanki milyarlarca yıl yaşamışım gibi hissettirdi. Sanki her şey durmuştu ve o vakit hiç gelmeyecek gibiydi. Ama zamanın geçmemesinin gireceğim mülakat ile çok alakası yoktu. Öğleden sonra okuldan çıktım. Sahilden boğaz manzarasını izleyerek metroya doğru yürümeye başladım. Karşımda tüm muhteşemliği ile Haliç ve Galata vardı. Hezarfen geldi birden aklıma. Çoğu insan ona inanmamıştı. Yapamazsın dediklerinde o uçurumdan aşağı kendini bırakmaktan vazgeçmemişti. Artık son dönemeç burasıydı. Sahilde temiz hava ile düşüncelerimi toplarım hem de rahatlarım diye düşündüm. İnsanlar hala 127.kez aynı otobüse binip 88.kez aynı espriye gülüyordu. Belki de en çok bundan dolayı istiyordum girişimciliği ve Girişimcilik Vakfını. Düz basmakalıpların arasından geliyordum ve boğuluyordum onların arasında.

Kendim olmak istiyordum uçurumlardan aşağı uçmak, düşmek, kalkmak, kaybetmek, kazanmak, tükenmek, yeniden dirilmek ve her şeye rağmen yola devam etmek istiyordum. Yolun sonuna geldiğimde yapmadıklarımdan pişman olarak değil yaptıklarımın dudağımda bırakacağı tebessüm ile veda etmek istiyordum. Metronun Levent’e geldiği duyunca biraz daha gerildim. İndim, hafif adımlar ile basamakları çıkmaya başladım. Meydandan sokağa doğru giderken aldığım o rahatlatıcı hissi hiçbir yerde almamıştım. Sokak muhteşemdi, ağaçlar, yerlerde hafif hafif kıpırdayan yapraklar, sıcak bir sonbahar güneşi ve hafif bir esinti. 6 numaralı binanın önüne gelmiştim. Mülakat ile aramda artık sadece bir kapı vardı. Kapıya doğru yürürken aklımdan Samuel Beckett’ın o meşhur sözü geçiyordu. “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” Yavaşça zili çaldım ve Ferda Abla 295.kez o kapıyı aynı şekilde o güler yüzü ile açtı. 6. Aşama için dememe kalmadan Ferda Abla bahçeye doğru yol gösterdi. Mülakatın son günüydü hatta son saatleriydi. Bahçeye doğru yürüdüm. Birçok kişi bekliyordu. Herkese selam verdikten sonra oturup sohbet etmeye başladım. Tabi herkes biraz heyecanlı ve gergindi. Biraz sonra hızlı adaptasyon sürecini yaşadıktan sonra rahat hareket etmeye başlamıştım. Bazı kişilerden tepki de almadım değildi. Sohbet muhabbet derken sıra gelmişti. Artık bekleme koltuğu aşamasına geçmiştik. Sıradaki adaydım. Diğer koltuğa da Ece oturmuştu. Biraz gergindi. Kısa bir sohbet etme fırsatımız olmuştu. İkimiz içinde çok verimli geçti. Netice itibari ile sonuçta bir mülakat ve dünyanın sonu değildi. Ayrıca içerdeki kişilerde senin benim gibi insan demiştim Ece’ye en son. Mülakattan sonra ikimizde huzurlu ve mutlu bir şekilde çıkmıştık. Sonuçta ikimizde seçilmiştik bir kez daha Ece’ye teşekkür ediyorum sufle verdiği için ☺ Odaya girdim. Merhabalaştıktan sonra masaya oturdum. Karşımda Sina Bey vardı. Güler yüzü ve o pozitif enerjisi ile içerisini çok muhteşem bir hava sarmıştı. Biraz çok soru sordu diyebiliriz. ☺ Rahat rahat içimden geldiği ve doğal bir şekilde tüm soruları cevapladım. Hikayemi anlattım. Sonra çok rahat bir şekilde odadan çıktım.

Ertesi gün akşamında sonuçlar açıklandığında mutluluktan delirecek gibiydim. Uzun zamandır hayatımda o kadar mutlu olduğumu hatırlamıyordum. Tabi bu sevincin çarpılan etkisi neticesinde bilgisayarın ekranını da kırmıştım. İlk bursu da buna vermeseydik biraz iyi olurdu ama oldu bir kere ☺ Şimdi bir yılı geride bıraktım Girişimcilik Vakfında. Koskoca bir yıl. İlk başlarda çok kolay alıştığımı söylesem yalan olur. Ama bu benim kendi kişisel hikayem ile ilgili bir durum. Sonrasında öyle bir kaynaşmaya başladık ki muhteşem arkadaşlıklar ortaya çıkmaya başladı. Çok çeşitli bir mozaiğin parçalarıydık hepimiz sanki. Bir birimizi çok iyi bir şekilde tamamlıyorduk. Kocaman bir aile misali. Her seferinde bir birimizi hep bir şeyler katıyorduk.

Şimdi geriye doğru dönüp baktığımda Steve Jobs’ın o meşhur konuşmasında söylediği sözler daha büyük önem kazanıyordu. “You can’t connect the dots looking forward; you can only connect them looking backwards.” Çok haklıydı Steve Jobs. Yaşadığımız her bir deneyimi ya da hayalini kurduğumuz her bir olayı, davranışı ya da düşünceyi bugünden yarını düşünerek kurguluyoruz, ona göre bir anlam yüklemeye çalışıyoruz. Fakat yaşadığımız her bir olay veya her bir düşünce daha önce meydana gelmiş olanlar ile birleştiğinde veya bir bütün oluşturduğunda gerçek anlamını ve etkisini ortaya çıkarıyordu. Bir yıl öncesine bakınca aslında her bir nokta o kadar güzel bir şekilde birbirine bağlanmıştı ki, biz farkında olmadan muhteşem bir resim ortaya çıkmıştı.

Bu süreç içerisinde birçok mimar vardı ince ince bu süreci işleyen. Bu süre içerisinde yaptıkları büyük fedakârlıklar için Mehru Hanım’a, Elife, Öykü’ye, Melis’e ve Ece’ye teşekkür etmeden geçemiyorum☺ Onların bizim için uğraşıp kurguladıkları çalışmalar ve tüm etkinlikler aslında bizi bir birimize bağlayan en güçlü bağdı. Daha sonrasında Mütevelli heyetimize ve diğer tüm destekçilerimize çok teşekkür ediyorum. Artık süreç sona ermişti. Bu sefer meydandan vâkfa doğru bir fellow olarak ilerliyordum. Aylar öncesinde o heyecanlı ve gergin bir şekilde yürüdüğüm yolda bu sefer sakin ve huzurlu bir şekilde adımlar atıyordum. Bu sefer muhteşem bir ilkbahar güneşi tepedeydi. Hafif bir rüzgâr tenimi serinletti ve o muhteşem ağaçlar eşliğinde ki sessizlik içime huzuru iyice doldurmuştu. Yine 6 numaralı binanın önüne gelmiştim. Aklımdan yine Samuel Beckett geçti. Dedim ki kendime dene yenil bir daha dene daha iyi yenil. Hafif bir tebessüm kondu dudağıma. Zili çalmama kalmadan Ferda Abla yine tebessüm ederek kapıyı açmıştı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here